Yazı Detayı
09 Ocak 2016 - Cumartesi 15:59
 
Güçlü kadının Amerikan yüzü; JOY
Anibal Güleroğlu
info@medyaextra.com
 
 

 

Konu kadın olunca, sınırlar bir şey ifade etmiyor. Ülkeler değişse bile sömürü, aile içi ezilmişlik, çalışma hayatında hak arayışı, başarı çabası gibi yaşamsal olguların ‘kadın’ yüzü hep ‘alta giden’ yönüyle ağır basıyor. Çünkü yasasından siyasetine, toplumsal algısından aile içi demokrasisine erkek egemen dünyada ‘kadın’a bakış açısı aşağı yukarı aynı. Genellikle seksi yönüyle cazibe objesi olarak algılanması, kimi yerlerde kadını tamamen eve kapatıp sosyal yaşamın-iş dünyasının dışına itmekte… Kimi yerlerdeyse bu katılık gösterilmese bile, kadın toplumda varlık gösterebilmek için zekâsı ve becerisinden ziyade cinsel kimliğini ön plana çıkartmak zorunda kalmakta.

Bu mücadelenin ırkı, milliyeti, dini, imanı yok. Öyle ki kadını aşağılamak için her fırsatta devreye sokulan ‘cinsiyetçilik’, atasözleriyle dahi sabitlenmiş; adeta nesilden nesle aktarılan bir öğretiye dönüştürülmüş. Varlık göstermek için debelenip duran kadın, ya ‘erkek gibi kadın’ yaftasını yemeyi göze alacak ya da ‘Saçı uzun aklı kısa’ aşağılamasına boyun eğip ‘Ben ne anlarım bu işlerden’ sinmişliğiyle köşesine çekilecek. En basit haliyle çevremizden gözlemleyebileceğimiz, hatta kendi yaşantımızdan algılayabileceğimiz bu durumun dünya çapında pek çok örneği mevcut. Nasıl ki gerçek bir hikâye uyarlaması olup, fırsatlar ülkesi Amerika’dan başarılı bir kadın portresi sunan JOY da bunlardan biri!

 

CESUR KADINLARIN ENGEL TANIMAMA HİKÂYESİ

Baskılara maruz kalıp kendi benliklerini, fikirlerini öteleyerek yaşamayı kabullenmeyen cesur kadınların gerçek hikâyelerine dayanan JOY’un kritiğine başlamak için öncelikle onun başarıya uzanan yoldaki engel tanımama macerasına kısaca göz atmakta fayda var.

Yaşananları, büyükannesinin ağzından aktararak başlayan Amerikan rüyasının ilk etabında, babanın tamirhanesinde tohumları atılan hayalleri ve aile bireylerini görürüz. JOY’un en iyi arkadaşını, üvey ablasını, sevimli köpeğini ve hepsi ayrı telden çalan tüm ailesini tanıdıktan sonra onun yeni şeyler yapmaktan, icatlardan hoşlanan karakterinin çocukluk yüzünü ve odasında ürettiği tasarımlarını bize sunan yapım, babanın evi terk edişini, annenin odasına kapanıp pembe dizilere dalışını ve JOY’u yetiştirme işinin büyükanneye kalışını anlatır. Bu aşamada öğreniriz ki, JOY’a hayallerinin peşinden koşup başarılı olma umudunu aşılayan kişi de, sadece kızıyla değil torunlarıyla da uğraşmak zorunda kalan büyükannedir. Ardından yıllar sonrasının yetişkin ve iki çocuk annesi JOY’u çıkar karşımıza. Boşandığı halde eski kocasına evinin bodrumunda kalma izni veren bu genç kadın, ailesinin her işine koşturmaktan hayallerini bir kenara itmiş ve büyükannesinin telkin ettiği başarı olayından çok uzaklaşmıştır artık. Bu olumsuz durumda annesinin duyarsızlığı, kadın düşkünü babasının umursamazlığı büyük etkendir kuşkusuz.

JOY, yıllar geçtikçe hayattan ümidini keser hale gelirken ailenin bir başka değişmez parçası olan pembe dizi ne hikmetse karakterlerini ve mekânlarını geçen yılların modasına uydurarak televizyonda kalmayı başarmış, basit konuşmalarla doldurulan konusunu aynen devam ettirmektedir. Tıpkı JOY’un evindeki atmosfer gibi! Ancak Amerika’ya fırsatlar ülkesi unvanını verdiren ‘Her an her şey olabilir’ durumu bir kez daha devreye girer. Basit bir kaza, JOY’un mucitliğini tetikler. Ondan sonra gelsin, icadın hayata geçiş süreci ve topluma pazarlanıp başarı hayallerinin zirvesine yerleşme evresi… Bu aşamaların nasıl geliştiğini filme bırakıp gelelim yapımla ilgili yorumumuza.

David O. Russell yönetmenliğinde Jennifer Lawrence ile Robert De Niro’yu bir araya getiren JOY’da kadının gücünü ve başarı yolunda ilerleyişini aktarmak için kullanılan dilden başlayacak olursak… Dramatik anları bile mizaha çeviren yapımın hedefi, koyu feminizmle donanmış bir iş sunmak değil kesinlikle. Bundan ziyade, her zorlukla baş etmenin yanı sıra kendi aile bireylerine karşı da var oluş savaşı vermek durumunda kalan bir kadının gayretini işleyerek, Amerika’nın ticari fırsatçılığına pencere açmaya yönelik!

Bunun için kullanılan formülde iki detay dikkat çekmekte… Birincisi tamamen kendine ait bir ürün yaratıp patentini almış olmanın önemi… İkincisi de ürünü satmak için büyük kitlelere ulaşan televizyonun tanıtım olanaklarından faydalanmanın gereği yani ‘reklamcı pazarlama’! Bu ikisini bir araya getirebiliyorsanız yırttınız demektir.

Aile geçmişinde kendinden öncekilerin yükseliş trendini yakalamak için hayalinin peşinden koşarken ‘ev-aile-iş’ üçgeninde tıkılıp kalarak bunalıma sürüklenen kadınlara ‘Kırın çemberinizi’ diyen JOY, bu iki detayı bize çok güzel yansıtmakta. Patent olayında denetimi avukatlara bırakmanın yanlışlığını gösterip ‘Ben ne anlarım deme… Kendi işini kendin takip et’ mesajını verirken, aynı zamanda televizyonun ünlülere rağbet eden dünyasında ev kadınlarının aklına hitap eden tarzdaki doğal pazarlamacılığın daha iyi iş yapacağını da ispatlamakta. Tabii bu süreçte, onun abartısızlığa dayanan yenilikçi tarzına karşı çıkıp ‘Erkeklerin dünyasında varlık göstermeye çalışacaksan bacaklarını açacaksın yani dişiliğini sergileyeceksin’ düşüncesini dikte eden hemcinsleri de mevcut. Ayrıca kendisini kıskanarak adeta başarısızlığı için çırpınan üvey ablası ve yatırımcısı da JOY’un uğraşmak zorunda kaldığı kadın engellerden… Yani ‘Kadın, kadının kurdudur’ mantığı, temizlik endüstrisinin büyük buluşu olarak görülen ‘sıkmalı yer silme sopası’nın insanlığa kazandırılma aşamasında fazlasıyla etken!

Öte yandan bir kadının engellere rağmen çabalayıp erkeklerin dünyasında başarıya ulaşabileceğini saptamaya yönelik filmde, erkekler yine olayın odak noktasında yer almakta. Şöyle ki; bu aletin ve JOY’un başarısına ve ticari yükselişe kapı açanlar erkekler… Babasının sayesinde finans kaynağı bulan JOY’a televizyon pazarlamacılığı fikri eski kocasından geliyor. FOX kanalının yeni kurulduğu dönemde pazarlama kanallarının nasıl çalıştığını da görmemize olanak sağlayan yapımda JOY’un ilk sunumu fiyasko yaşayan ürününe ikinci şansı tanıyan da yine bir erkek. Yani insan ister istemez düşünüyor… ‘Şayet JOY, güzel bir kadın olmasaydı televizyona çıkartılır mıydı, bu adam onu dinler ve fırsat verir miydi’ diye!

Kısacası; Bu filme göre ‘Destekçiniz veya köstekçiniz kadın olabilir. Ama dört bir taraf erkeklerin hâkimiyetindeyken, hedef kitlenize ulaşmak için erkeklerin basamaklarından tırmanmanız, onların kapısını çalmanız kaçınılmaz denmekte’… Denemesi bedava, diyeceğim ama parasız ve desteksiz de deneme olmuyor ki!  

 

PEMBE DİZİ VE SATIŞ KANALI UYUTMACILIĞI JOY’DA!

Gözünü açmadığın ve kendi işini kendin takip edip oyunu kuralına göre oynamadığın takdirde ticaret dünyasında yer yok mesajını ‘kadın’ mucit üzerinden vererek iş dünyasındaki cinsiyetçiliğe bakış atan JOY’da bir diğer detay, televizyonun icat edildiği ilk yıllardan itibaren uyutma ve yönlendirme aracı olarak kullanıldığı…

Yoğun diyaloglar arasında arka plandan yüzünü gösterip adeta olayın temeli ve ailenin bir parçasıymış gibi duran ‘pembe dizi’, JOY’un gerçekle kurgunun karıştığı dünyasında önemli bir yer tutmakta… Yıllara meydan okuyarak ekranda varlık gösterip tutkuya dönüşen dizi sayesinde ev kadınlarının uyutulma formülünü sergileyerek Amerikan fırsatçılığına apayrı bir pencere daha açan yapım, bu özelliğiyle televizyonun kitleler üstündeki etkisini düşünmek için mizahi bir fırsat gibi! Gün boyu pembe dizilerle pembe hayallere dalan kadınların, ne kendilerini ne de yaşamayı düşünmeye fırsatları kalmadığını gözlemlemek için bundan daha net bir sunuş olamazdı. Kadını eve kapatmanın formülü, ‘pembe dizi’ desek yeridir.

Güçlü kadının Amerikan yüzü olarak sunulan JOY’da, televizyonun bu başarı öyküsündeki uyutmacı yönü sadece pembe dizi bazında değil tabii… Satış kanallarının, ev kadınları tarafından nasıl yoğun kullanıldığını ve kadınların bunlarla tüketime yönlendirildiğini ince göndermelerle işleyen film, televizyon ve pazarlama devlerinin nasıl oluştuğu konusunda da fikir sahibi yapıyor seyircisini. Ekran başındaki kadınlar, kendilerine allanıp pullanıp sunulan malları, el hareketleriyle bilinçaltına mesajlar gönderenlere kanarak almak için sarılıyorlar telefonlara… Sonra gelsin siparişler ve devleşen kanallar! Satan memnun da ya alan? Kısmet.

Neticede; Amerika’nın icatlara önem veriş mantığıyla yola çıkıp özellikle kadınlara ‘Hayalinin peşinden koş’ mesajını yollamayı hedefleyen JOY, bir kadının ev ortamından sıyrılıp kendi ayakları üstünde durarak hayatını yaşaması gerektiğinin Amerikanca anlatımı. ‘Aynı başarı süreci, projesi olan bütün kadınların başına’ diyerek koyalım noktayı.

 

Anibal GÜLEROĞLU

guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleranibal

 
Etiketler: Güçlü, kadının, Amerikan, yüzü;, JOY,
Yorumlar
Haber Yazılımı